Mitolojide ve Halk İnançlarında Ardıç

Mitolojide ve Halk İnançlarında Ardıç

Juniperus cinsinden iğne yapraklı bir ağaç olan ardıç, pek çok iklime adapte olabilmiş bir türdür. Bu nedenle pek çok toplumda ardıçla ilgili pratiklere, mitlere ve halk inançlarına rastlanmaktadır.

Ardıç Ağacının Fiziksel Özellikleri

Meyvelerine ve yapraklarına bakarak kolaylıkla benzerlerinden ayırt edilebilen ardıç ağacı; servi, mazı ve sekoya gibi ağaçlarla birlikte Cupressaceae familyasının bir üyesidir. Günümüzdeki bilgilere göre Juniperus cinsinin en az 70 ardıç türü içerdiği düşünülmektedir.1

Farklı iklimlere uyum sağlayabilmiş olması nedeniyle Sibirya, İç Asya’nın yüksek kesimleri, Tibet Platosu, Kafkasya, Anadolu, Avrupa ve Kuzey Amerika boyunca pek çok ardıç türü yayılış gösterir. Meyveleri genellikle koyu mavimsi tonlarda olsa da bazı türlerde kahverengimsi ya da kırmızımsıdır. Gövdesi sert iklimlerde daha açık renkli olma eğilimindedir. Dağlık ve engebeli arazilerde bile kolaylıkla yetişebilmesi, yüksek rakımlarda yaşayan insanlar için ardıcın önemini daha da artırmıştır.

Mitolojide ve Halk İnançlarında Ardıç
Ardıç Ağacı

Tarih Öncesinde ve Antik Çağlarda Ardıcın Kullanım Alanları

Ardıcın uzun zamandır insanlar tarafından kullanıldığı bilinmektedir. Neolitik Çağ Anadolu uygarlıklarından biri olan Çatalhöyük, ardıcın bir yapı malzemesi olarak kullanıldığına yönelik en eski kanıtları içermektedir.

8000’den fazla kişinin yaşadığı Çatalhöyük’te konutlara çatılarda açılan aralıkla girilmiştir. Bu aralıklar aynı zamanda, evde yakılan kandillerden ve ocaktan çıkan dumanın dışarıya atılmasını sağlıyordu. Çatıyı ayakta tutmak için ise ardıç ağacından yontulmuş direkler kullanılıyordu.

Evin tabanından yükselen ardıç direğe, tabandaki mezarlar göz önünde bulundurularak, kutsal ya da doğaüstü bir anlam yüklendiği de düşünülmektedir.

Çatalhöyük’te ölüler evin tabanına gömülmüştür. Evlerin tabanlarından çıkarılan iskelet sayısı hane başına ortalama 8 ile 30 arasındadır. Cesetlerin önce açık havada bekletildiği, iskelete dönüştükten sonra tabana gömüldüğü düşünülmektedir.2

Ardıçla ilgili kutsal anlamlandırmalar, daha sonraki Anadolu uygarlıklarında da devam etmiştir.

Antik Mısır’da Ardıç

Antik Mısır’da ardıç meyvelerinden elde edilen aromatik yağ, mumyalama sırasında kötü kokuyu bastırmak ve bedeni mesh etmek için kullanılmıştır. Firavun Tutankamon’un mezarında yapılan çalışmalarda pek çok ardıç meyvesi bulunmuştur.3

Antik Mısır’da ardıcın tıbbi kullanımı MÖ 16. yüzyıla dek uzanmaktadır. Şifalı sayılan pek çok bitkinin tüketildiği Antik Mısır’da ardıç meyveleri mumyalama işleminde ve tenya tedavisinde kullanılmıştır.

Antik Yunan ve Roma’da Ardıç

Antik Yunan’da ardıç meyvelerinin zindeleştirici ve fiziksel dayanıklığı arttırıcı bir etkisi olduğuna inanılıyordu. Bu nedenle sportif aktivitelerden önce ve Olimpiyatlar sırasında ardıç kullanılıyordu.4

Mitolojide ve Halk İnançlarında Ardıç
Ardıç Kozalakları

Ardıç meyveleri aslında ardıç ağacının etli kozalaklarıdır.

Romalılar ise yılan ısırıklarına ve mide rahatsızlıklarına karşı ardıç meyvesi kullanmışlardır.

Ardıçla İlgili Mitler ve Halk İnançları

İlk paragrafta belirtildiği üzere, zaman içinde bir çok toplulukta ardıç ağacıyla ve ardıç meyvesiyle ilgili çeşitli pratikler ve halk inançları oluşmuştur. Bunlar arasında en yaygın olan ise, kuşkusuz, ardıç tütsüsünün kötülükleri uzak tuttuğuna yönelik inançtır.

Türk Mitolojisi ve Sibirya Şamanizmi

Avrasya steplerinde egemenlik kurmuş olan Türk kökenli topluluklarda ve Sibirya’da yaşayan şaman gruplarda ardıç, en az ateş kadar kutsal ve arındırıcı sayılmıştır. Tarih boyunca pek çok Türk topluluk ardıç ağaçlarına kutsallık atfetmiş, hatta ardıç ağaçlarının yanında yüksek sesle konuşulmaması, kötü şeyler düşünülmemesi, biriyle tartışılmaması gibi mitsel pratikler oluşmuştur.

Profesör Figen Güner Dilek’in aktardıklarına göre yola çıkan bir Altay Türkü’nün yolculuğun iyi geçmesi amacıyla doğa ruhlarına saçı saçması, kayın ya da ardıç ağaçlarına çaput bağlayıp dua etmesi olağan bir pratikti.5

Bugün Anadolu’nun pek çok yerinde insanların dilek dilemek için yükseklere çıkıp ardıç ağaçlarına çaput bağlaması, ardıçla ilgili halk inançlarının, binlerce yıl sonra bile etkisini sürdürdüğünü göstermektedir.

Altay, Kazak ve Sibirya Türklerinde ardıç tütsüsü arınmak ve kötücül varlıkları uzak tutmak için kullanılmıştır. Tengrici Türklerde hastalıkların kötü ruhlardan kaynaklandığı inancı yaygındı. Bu nedenle hastalık sırasında tedavi amacıyla ardıç tütsüsü kullanılabilirdi.

Yalnızca Türklerde değil, pek çok toplulukta arınmak ve uğursuzluğu kovmak için ardıç tütsüsünden yararlanılmıştır. ABD’li folklorist Jeremiah Curtin, Sibirya şamanlarının kurban etmeden önce hayvanları ardıçla tütsülediklerini yazmıştır.6 Benzer şekilde bazı şamanların, davullarını ardıçla tütsüledikleri bilinmektedir.7

Avrupa Folkloru

Avrupa’da ardıç binlerce yıldır hem tıbbi amaçla hem de arınma ve kötülüklerden korunma amacıyla kullanılmaktadır. Özellikle Keltler ve Kuzeyli topluluklar arasında arınma için ardıç tütsülemek yaygın bir gelenekti. İskandinav topluluklar, ata ruhlarıyla iletişime geçmek için düzenledikleri ritüellerde de ardıç tütsüleyebilirdi.

Ardıç tütsüsünün şifa verdiğine yönelik inanç Avrupa genelinde yaygındı. İskoçya’da hem hayvanların hastalanmasını önlemek için hem de nazardan korunmak için ardıç yakılıyordu.8 Burgonya dükü Jean De Bourgogne ise Büyük Veba Salgını sırasında vebaya yakalanmamak için halka, ardıç dallarının yakılmasını ve dumanının solunmasını öneriyordu.

Bir diğer gelenek, evi kötülüklerden korumak amacıyla kapıya ardıç asmaktı.9 Bazı İtalyanlar kötü ruhların eve girebilecekleri kapı, pencere gibi yerlere ardıç asarak ya da eve girilebilecek aralıkları ardıçla tütsüleyerek evlerini koruma altına alıyordu.

Kapıdaki ardıcın, bazı bölgelerde cadıları da engellediğine inanılırdı. Margaret Baker’ın aktardıklarına göre eve girmek isteyen cadı, kapıda asılı duran ardıcın tüm yapraklarını saymak zorunda hissederdi. Ancak hiçbir zaman doğru saydığına emin olamadığı için sürekli yeniden saymak zorunda hisseder ve eve giremezdi.10



  1. A comparative analysis between SNPs and SSRs to investigate genetic variation in a juniper species (Juniperus phoenicea ssp. turbinata)“, Cristina GARCÍA, Erwan GUICHOUX & Arndt HAMPE, Tree Genetics & Genomes, Volume 14, Article number: 87, 2018^
  2. “Anadolu Neolitik Çağ Uygarlığı”, Nazmiye MUTLUAY, Alter Yayıncılık, ISBN: 9786055465551^
  3. “Sacred Luxuries: Fragrance, Aromatherapy, and Cosmetics in Ancient Egypt”, Lise MANNICHE, Cornell University Press, ISBN: ‎9780801437205^
  4. Mohamed, W.A., Mansour, M.M.A., Salem, M.Z.M. et al. “X-ray computed tomography (CT) and ESEM-EDS investigations of unusual subfossilized juniper cones” Sci Rep 11, 22308, Year: 2021^
  5. “Altay Türklerinde Yolculuk İle İlgili İnanışlar ve Ritüeller”, Figen Güner Dilek, Cyprus International University, Folklor/Edebiyat, Cilt: 21, Sayı: 84, 2015/4^
  6. “A Journey in Southern Siberia”, Jeremiah CURTIN, CreateSpace, ISBN: 9781511673129^
  7. “Tarihte Ve Bugün Şamanizm”, Abdülkadir İNAN, Altınordu Yayınları, ISBN: 6057702357^
  8. “The Treadwell’s Book of Plant Magic”, Christina Oakley HARRINGTON, Weiser Books, ISBN: 9781578638017^
  9. “The Complete Language of Flowers: A Definitive and Illustrated History”, S. Theresa DIETZ, Wellfleet Press, ISBN: 9781577151906^
  10. “Discovering The Folklore of Plants”, Margaret BAKER, Shire Publications, ISBN: 9780747801788^
Bilgi paylaştıkça çoğalır: