Sahne Arkasındaki Kahramanlar: Yeni Araştırma Avcı-Toplayıcı Toplumlarda Kadın Avcıların Rolünü Ortaya Koyuyor

Sahne Arkasındaki Kahramanlar: Yeni Araştırma Avcı-Toplayıcı Toplumlarda Kadın Avcıların Rolünü Ortaya Koyuyor

Kısa süre önce Plos One’da yayınlanan bir araştırma, tarih öncesi avcı-toplayıcı toplumlarda erkeklerin avlayan tarafta, kadınların ise toplayan tarafta yer aldığı şeklindeki inanca meydan okuyor.1

Araştırma, dünyanın dört bir yanındaki avcı-toplayıcı toplulukların etnografik raporlarından derlenen verilerin analiz edilmesiyle yürütüldü. Söz konusu toplulukların çoğunda kadınların avlanmaya aktif bir şekilde katıldığını ortaya kondu.

Sosyal bilimlerde ve kamusal söylemlerde yüzyıllar boyunca baskın olan görüş, avcı-toplayıcı toplumlarda erkekler ve kadınlar arasında farklı geçim rolleri olduğu yönündeydi. Bu anlayışa göre kadınlar genellikle çocuk yetiştirme ve toplayıcılıkla ilgilenirken erkekler avcılıkla uğraşırdı. Bu öngörü, bahsi geçen eylemlerin cinsiyetlere ve onlara yüklenen rollere uygun olduğu düşüncesini temel alır. Söz konusu düşüncenin kökleri ise erkeklerin yiyecek avlama görevini icra ettiği, kadınların ise bitkisel kaynakları toplama ve çocuklara bakma sorumluluğunu üstlendiği geleneksel toplumların gözlemlerine dayanmaktadır.

Geleneksel toplumlarda bu eylemlerin, yavrularına besin sağlama ve toplumun gereksinim duyduğu kaynakları toplama amacıyla hareket etmeye yönelik doğal eğilimleri olduğu varsayılan kadınların içgüdüsel olarak besleyici nitelikleriyle uyumlu olduğuna inanılıyordu.

Ek olarak erkeklerin duygusal ifadeleri yansıtmadığı, saldırganlığa eğilimli olduğu; kadınların ise besleyici davranışlarda bulunduğu ve çocuklara yoğun bir ilgi gösterdiği gibi kabuller, genellikle bu önceden kabul edilmiş cinsiyet rolleriyle ilişkilendirilmektedir. Ancak, arkeolojik keşifler ve etnografik verilerin yeniden değerlendirilmesi, avcı-toplayıcı toplumlarda geçim stratejilerinin uyarlanabilirliğini ve çeşitliliğini vurgulayarak uzun süredir devam eden bu paradigmaya meydan okuyor.

Ezber Bozan Keşifler

Geleneksel toplumsal kabullere meydan okuyan keşiflerden biri Peru’nun Wilamaya Patjxa bölgesinde, And Dağları’da bulunan 9.000 yıllık bir mezar alanında bulundu. Arkeologlar, 9.000 yıl öncesine ait bir mezar alanında yetişkin bir kadın kalıntılarının yanında, avcılık ekipmanlarından oluşan bir kutu ortaya çıkardılar. Erkeklerle birlikte gömülen avcılık araçları olarak kabul edilen taş mermiler, kadınların avcılıkla ilişkisi hakkında geçmişte bazı şüpheleri beraberinde getirmişti. Ancak bu özel keşif, kadın avcıların aktif olarak avlanma faaliyetlerine katıldığına dair açık ve ikna edici kanıtlar sunmuştur.

Avlanmanın yanı sıra savaşla ilişkilendirilen araçların yalnızca erkek mezarlarıyla ilişkilendirildiği bir klişe de mevcuttur. Ancak son araştırmalar, birçok örnekte kadınların da silahlar ve savaş ekipmanlarıyla birlikte gömüldüğünü ortaya koymuştur. İsveç’te, genetik analizlerle bir kadına ait olduğu doğrulanan kalıntıların aslen bir erkek Viking savaşçısına ait olduğu düşünülmekteydi.

Benzer şekilde, İskitlere ait olduğu düşünülen 2.500 yıllık bir mezarlık, İskit toplumunda kadın savaşçıların varlığını gösteren, dört silahlı kadın içermektedir. Bu örnekler, kadınların geleneksel olarak şiddetle ilişkilendirilen silahlar ve benzeri araçlarla bağlantılı olabileceğini göstermekte ve arkeolojik bulguların yorumlanmasında önyargıların yeri olmadığının altını çizmektedir.

Toplumsal cinsiyet rollerine yönelik algımızı değiştiren keşifler, Holosen dönemindeki karmaşık sosyal yapılara olan ilgiyi de yeniden canlandırdı. Bulgular, tarih öncesi toplumların anlaşılması için daha fazla araştırma yapılmasını tetikleyebilecek bir unsur olarak görülüyor.

Plos One’da yayınlanan çalışma, dünya genelindeki avcı-toplayıcı grupların geçim stratejilerini inceleyerek araştırma açığını kapatmayı ve bu toplumlarda kadınlarla erkekler arasındaki işbölümüne ışık tutmayı amaçlıyor. Araştırmacılar, yaptıkları çalışmada, geçimlik iş gücünde toplumsal cinsiyet rollerinin belirleyici olduğunu reddederek avcı-toplayıcı gruplarda, kadınların da avlanma stratejilerine katkıda bulunduklarını düşünüyorlar.

Bu hipotezi araştırmak için bilim insanları, dünya çapındaki avcı-toplayıcı toplumlarla ilgili etnografik raporlardan veriler derlediler ve kadınların avlanmaya katılım oranına odaklandılar. Çalışma doğrultusunda 391 toplayıcı topluluk analiz edildi ve bu topluluklardan 63’ü için avcılıkla ilgili açık veriler elde edildi. Veriler, kadınların ava katılım derecesi, gerçekleştirilen avlanma türü ve çocuk ve köpeklerle avlanan kadınların varlığı hakkında pek çok bilgi içeriyordu.

Analiz sonuçları tüm bilim camiasında ses getirdi. İncelenen 63 topluluk arasında, grupların %79’unu temsil eden 50 toplumda avcı kadınlara ilişkin kalıntılar bulundu. Daha detaylı analizler, mevcut verilere sahip toplumların %87’sinde kadınların avlanmasının amaçlı, kasıtlı ve bilinçli olduğunu ortaya çıkardı. Bu doğrultuda kadınların, av sırasında yalnızca avlanan hayvanları eve götürmek için erkeklere eşlik etmediği, avlanma sürecine bizzat aktif olarak katıldıkları kanıtlanmış oldu.

Araştırma, kadınların avlanma konusunda erkeklerden farklı stratejiler ve araçlar kullandığını da ortaya koyuyor. Kadın avcılar, av konusunda daha önce düşünülenin üstünde yetenekli olup aynı zamanda avlanma yöntemlerinde de esneklik gösteriyorlar. Örneğin, Filipinler’de Agta halkının kadınları, bıçak, yay ve oklarla avlanıyorlar. Ayrıca, çocuklar ve köpekler de dahil olmak üzere farklı ortaklarla işbirliği yapıyorlar. Buna karşın erkekler genellikle tek başlarına ya da tek bir eşle avlanmayı tercih ediyorlar.

Kadınların ava katılımının çocuk bakımı ve emzirme gibi sorumluluklar nedeniyle engellendiği kanısının aksine araştırma, av gezileri sırasında bebek ve çocuk taşıyan kadınların kanıtlarına da rastladı.

Araştırmacılar, bu bulguların, arkeolojik kanıtların nasıl yorumlandığı ve insanların geçim faaliyetlerinin nasıl anlaşıldığı konusunda önemli sonuçlar doğurduğunu savunuyorlar.

Avcı-Toplayıcı Toplumlarda Kadın Avcıların Rolü

Avcı-toplayıcı toplumlar, doğaları gereği, doğal çevre ile yakın bir ilişki içindedirler. Hayatta kalmak, gıda kaynaklarını güvence altına alma yeteneğine bağlıdır ve işbölümü, topluluğun genel başarısı için esastır. Ancak, bu işbölümü kesin olarak cinsiyete göre belirlenmemiştir; bunun yerine, ekolojik koşullar, kültürel uygulamalar ve bireysel yetenekler gibi bir çok faktör göz önüne alınmıştır.

Bazı avcı-toplayıcı toplumlarda erkeklerin daha çok avcılık faaliyetlerine katılma eğiliminde olduğu doğru olsa da bu mutlak bir kural değildir. Kadınlar, grupların avlanma çabalarına önemli ölçüde katkıda bulunurlar. Avı yakalamak ve grubun geçimini sağlamak için erkeklerle birlikte çalışarak ortak avlanmaya katılırlar. Kadınların avcılık faaliyetlerine aktif katılımı, avcılığın yalnızca erkek rolü olduğu fikrine meydan okuyarak avcı-toplayıcı toplumlardaki işbirliği ve karşılıklı bağımlılığı ön plana çıkartır.

Üstelik avcı-toplayıcı toplumlarda kadın ve erkeklerin yüklendiği roller, avcılık ve toplayıcılığın çok ötesindedir. Kadınlar çocuk bakımında, kültürel bilgiyi aktarmada ve sosyal uyumu sürdürmede kritik roller oynarlar. Yerel bitki kaynakları, kullanımları ve tıbbi özellikleri hakkında derin bilgiye sahiptirler. Bu bilgi, toplumun hayatta kalması ve refahı için hayati öneme sahiptir.

Avcı-toplayıcı toplumlardaki işbölümünün mutlak olmadığını not etmek önemlidir. Roller yaş, bireysel beceriler ve belirli kültürel bağlamlar gibi faktörlere göre değişebilir. Çocuklar, her iki cinsiyet üyelerinden gözlem, katılım ve rehberlik yoluyla yeni bilgiler edinir. Toplumsal cinsiyet rollerine yönelik bu esnek yaklaşım, topluluk içinde çeşitli yeteneklerin geliştirilmesini sağlar, karşılıklı bağımlılık ve işbirliği duygusunu besler.

Avcı-toplayıcı gruplardaki toplumsal cinsiyet rollerinin incelenmesi, toplumsal cinsiyet hakkındaki modern düşüncelere meydan okuyarak kültürel ve bağlamsal faktörlerin önemini vurguluyor. İkili bir cinsiyet anlayışına bağlı kalmak yerine bu toplumlar, genellikle daha değişken ve uyarlanabilir bir yaklaşım sergiyorlar. Cinsiyet rollerine yönelik keskin ayrımların olmaması, bu rollerinin kültürel normlar ve uygulamalardan etkilenen sosyal yapılar olduğunu gösteriyor.

  1. The Myth of Man the Hunter: Women’s…ethnographic contexts“, Abigail Anderson, Sophia Chilczuk, Kaylie Nelson, Roxanne Ruther, Cara Wall-Scheffler, PLOS ONE, June 28, 2023[]
Subscribe
Notify of
guest
0 Comments
Inline Feedbacks
View all comments