Animizm Nedir? Antropolojik ve Psikolojik Bağlamda Animizmin Anlamı

Animizm Nedir? Antropolojik ve Psikolojik Bağlamda Animizmin Anlamı

Animizm, evrendeki her objenin içinde bir ruh ya da yaşam gücü barındırdığı inancıdır. Birçok yerli kültürde dünya, doğanın her bir parçasının canlı sayıldığı devasa bir sistem olarak görülüyor. Peki dünyayı yaşayan bir organizma olarak algılamak ne anlama geliyor? Bu bakış açısı, doğa algımızı ve onun içindeki rolümüzü nasıl etkiler?

Animizm Nedir?

Animizm, bir önceki paragrafta da belirtildiği üzere, evrendeki her objenin kendine özgü bir ruha ya da yaşam gücüne sahip olduğu görüşüne dayanır.1 Buna dağlar, taşlar, göller, mağaralar ve bulutlar gibi cansız varlıklar da dahildir.

Animizm, birçok yerli kültürde derin köklere sahiptir. Doğanın her yönünün canlı kabul edildiği, dünyanın yaşayan devasa bir sistem olduğu görüşü ile karakterize edilir.

Etimoloji
“Animizm” terimi, Latincede ruh ve yaşam anlamına gelen “anima” sözcüğünden gelir. Antropolojik bağlamda, ilk kez İngiliz antropolog Sir Edward Tylor tarafından 1871’de “Primitive Culture” adlı kitapta ayrıntılı olarak ele alınmıştır.2

Animizm, her şeyin birbiriyle bağlantılı olduğunu savunan bir görüş olarak düşünülebilir. Animistler insanları, hayvanları, bitkileri ve cansız nesneleri evrenin ya da doğanın eşit parçaları olarak görürler. İnsanın doğa ile uyum içinde yaşaması gerektiğini vurgularlar.

Animizm genellikle geleneksel ve yerli kültürlerle ilişkilendirilse de birçok spiritüel ve modern felsefi hareketi derinden etkilemiştir.

Animizmin Kökeni

Animizmin ilk olarak ne zaman ortaya çıktığını belirlemek zordur. Ancak tarih öncesi çağlarda, ilk insanların içinde yaşadıkları dünyayı açıklama ve anlamlandırma çabalarının etkisiyle ortaya çıktığı düşünülmektedir.

Animatizm, bazı akademisyenler tarafından animistik dünya görüşünün erken bir tezahürü olarak kabul edilmektedir.3

Paleolitik Dönemde Animizm

Paleolitik dönem boyunca, genellikle avcı-toplayıcı olarak geçimini sağlayan tüm insan türleri, doğa ile derin bir bağ kurdu. Ayrıca, bilişsel yetenekleri geliştikçe, doğadaki unsurlara sembolik anlamlar yüklemeye başladılar. Nitekim Üst Paleolitik‘te ilk dini davranışlar ortaya çıktı.

Animistik inançların varlığına yönelik en eski kanıtlar, genellikle hayvanları ve diğer doğal nesneleri sembolik anlamlarla tasvir eden Üst Paleolitik mağara sanatında yer alır. Örneğin, birçok mağara resmi, birden fazla başı olan ya da olması gerekenden daha fazla bacaklara sahip olan hayvan figürleri içermektedir. Bu da bazı araştırmacılara göre hayvanların ve doğal nesnelerin fiziksel varlıklardan daha fazlası olarak görüldüğünün bir işaretidir.

Neolitik Dönemde Animizm

Neolitik dönemde avcı-toplayıcı ve göçebe yaşam tarzının yerini tarım ve çiftçilik aldı. Tarım Devrimi olarak da bilinen bu değişimle birlikte hayvanlar ve bitkiler insanlar için yeni anlamlar kazandı.

Neolitik dönemde evcilleştirilmiş hayvanlar, insanlar için önemli bir kaynak haline geldi. İnsanlara süt, et ve kürk gibi yaşamsal ürünler sağladılar. Bu da insanların hayvanların ruhlarına saygı göstermelerine yardımcı oldu. İnsanlar, bu ruhların yaşamlarını etkileyebileceğine, ritüellerle ve adaklarla yatıştırılması gerektiğine inandılar.

Aynı şekilde bitkiler de insanlar için yaşamsal bir kaynak haline geldi. Tarım, insanların yiyecek arzını artırmalarını ve daha fazla boş zamana sahip olmalarını sağladı. Bu vesileyle insanlar bitkilerin ruhlarına saygı duymaya ve onları kutsallaştırmaya başladılar.

Animistik İnançlar ve Pratikler

Animistik pratikler ve gelenekler, tarih öncesi çağlardan beri halk kültürünün bir parçası olmuştur. Özellikle yerli kültürlerdeki bu gelenekler, genellikle sözlü iletişimle gelecek kuşaklara aktarılmıştır. Bu kültürel aktarım genellikle masallar, efsaneler, mitler ve diğer kültürel ifadeler aracılığıyla gerçekleşmiştir.

Animizm, tüm dünyayı, hatta evreni canlı kabul eden bütüncül bir görüştür. Doğadaki en küçük çakıl taşından en yüksek dağa kadar her şeyin spiritüel bir özü ya da ruhu olduğunu savunur. Animizme göre, bu ruhlar insanlarla ve diğer ruhlarla iletişim kurabilir.

Animizm ve totemizm aynı şey mi?
Hayır. Animizm, yaşamı sürdürmeye yardımcı olan bireysel ruhlara odaklanır. Totemizmde ise tipik olarak, yaşamın temelini oluşturan bir totem bitkisi ya da hayvanı gibi birincil bir kaynak vardır. Ayrıca animizm genellikle şamanizmle ilişkilendirilirken, totemizm kabile kültürleriyle yakından bağlantılıdır. Antropolog Tim Ingold’a göre, Avustralya Aborjinleri daha totemikken, Eskimolar tipik olarak daha animisttir. 4

Hemen hemen tüm animistik ritüeller, insanlar ve ruhlar arasındaki ilişkiyi sürdürmek için tasarlanmıştır. Yerli halklar genellikle ruhları yatıştırmak için ritüeller gerçekleştirir ve avlanma, şifa ve diğer faaliyetlerde yardımlarını ister. Örneğin, Arktik bölgelerde hayvanların ruhlarına saygı göstermek için belirli ritüeller gerçekleştirmek yaygındır. ITK tarafından derlenen Inuit Qaujimajatuqangit’e göre Inuit halkının başarılı bir av için avlanmadan önce uyguladıkları ritüelleri vardır.5

Bu ritüeller genellikle şamanlar tarafından yönetilir. Şaman, bölgedeki hayvanların ruhlarını çağırarak av için bir nevi onay alır.

Av, arktik animizm
Avdan Dönüş
(Milwaukee Halk Müzesi’ndeki Arktik sergi)
Fotoğraf: Michael Barera (Wikimedia) ©CC BY-SA 4.0

Diğer bir örnek ise Sibirya’da yaşayan bazı Türk topluluklarının yola çıkmadan önce doğa ruhlarına adak sunmalarıdır. Bu şekilde ruhlar tatmin olur ve yolculuğun kazasız ve belasız geçmesi umulur.

Bazı Yerli Amerikalı topluluklarda insanlar kutsal saydıkları ağaçları korumak için özel ritüeller gerçekleştirirler. Bazıları ise ağaçlara saygı duyar ve kesilmelerini en aza indirmeye çalışır.

Psikolojik Bağlamda Animizm

Psikolojik bağlamda animizm; oyuncaklar, arabalar, beyaz eşyalar gibi cansız nesnelerin bir bilince ya da ruha sahip olduklarına olan inancı ve bunlara insani özellikler atfetme eğilimini ifade eder. Bu inanç özellikle küçük çocuklar arasında yaygındır ve bilişsel gelişimlerinde normal bir aşama olarak kabul edilir.

İçgüdüsel mi yoksa öğrenilmiş bir davranış mı?
İsviçreli psikolog Jean Piaget’e göre çocuklar içgüdüsel olarak cansız nesnelere antropomorfik özellikler atfederler, ancak daha sonra bundan vazgeçerler. Öte yandan Amerikalı kültürel antropolog Margaret Mead’e göre çocuklar animist bir dünya görüşüyle doğmazlar, bu onlara toplumlar tarafından öğretilir.6

Çocuklardaki animistik inançların, içsel deneyimleri ile dış gerçeklik arasında ayrım yapmakta güçlük çekmelerinden kaynaklandığı düşünülmektedir. Psikologlara göre çocuklar henüz bu nesnelerin bilincinin olmadığını tam olarak anlamadıkları için nesnelere duygu atfedebilirler ve onlarla iletişim kurmaya çalışabilirler.

Çocuklar büyüdükçe, genellikle dünyaya dair daha karmaşık ve sofistike anlayışlar geliştirme eğilimindedirler. Bununla birlikte bazıları, özellikle kültürel ya da dini geleneklerle destekleniyorsa, animist inançlarını ergenliğe hatta yetişkinliğe kadar sürdürmeye devam edebilir. Ek olarak, bazı insanlar kişisel deneyimlerin ya da felsefi inançların bir sonucu olarak yaşamlarının ilerleyen dönemlerinde animistik inançlara inanabilirler.

Bir yetişkin olarak animistik inançlara sahip olmak, bazı kültürlerde sıradan sayılabilir hatta ana akım olarak kabul edilebilir. Ancak bunun tersi de mümkündür. Nihayetinde, gençler ve yetişkinler arasında animistik inançların yaygınlığı, kültürel bağlamlara bağlı olarak büyük ölçüde değişebilir.

Son olarak insanların dini ve manevi inançlarının kişisel bir şey olduğunu, animizmin antropolojideki anlamı ile psikolojideki anlamının aynı olmadığını not etmek gerekir.

Neo-Animizm ve Çağdaş İnanç Sistemleri Üzerindeki Etkisi

Büyük dinlerin güçlü akımlarının tüm dünyayı kasıp kavurduğu Orta Çağ’da animizmin cazibesi yavaş yavaş azaldı. Ancak, 20. yüzyılın sonlarında animist inançlara olan ilgi yeniden arttı.

Animizmin modern bir yorumu olan ve bazı yeni spiritüel pratikler içeren bu akıma neo-animizm adı verildi. Neo-animizm, bazı çağdaş inanç sistemleri üzerinde de etkili oldu. Özellikle doğa kültünün etkili olduğu neo-paganizm, neo-şamanizm ve Wicca’da bu etkinin izleri görülebilir.

Neo-animizm, bazı çağdaş toplumlarda artan bir eğilimdir. Kültürel sahiplenme ile ilgili birtakım kaygılar olsa da neo-animizmin yükselişi, insanlar ve doğa arasındaki bağın altını bir kez daha çiziyor. Hatta bazı çevrecilere göre bu yükseliş, doğa ve insanlar arasındaki bağı vurgulayarak çevresel farkındalık ve koruma önlemlerinin artmasına bile katkı sağlayabilir.

  1. Rethinking Animism: Thoughts from the Infancy of Our Discipline“, Martin D. STRINGER, The Journal of the Royal Anthropological Institute, Vol 5, No 4^
  2. “Primitive culture”, Edward Burnett TYLOR, 1871, Open Library: OL6946625M, LCCN: 04028527, OCLC/WorldCat: 355146^
  3. “Folklor Kaynaklarına Göre Eski Türk ve Slav İnanç Sistemi”, Dr. Mariia TALIANOVA-EREN, Gazi Kitapevi, ISBN: 978-6257315203^
  4. “Totemism, animism and the depiction of animals”, Tim INGOLD, The Perception of the Environment, 2000^
  5. “Inuit Qaujimajatuqangit”, Editors: Joe KARETAK, Frank TESTER, Shirley TAGALIK, Fernwood Publishing, ISBN: 9781552669914^
  6. “Animism: Respecting the Living World”, Graham HARVEY, Wakefield Press, ISBN: 9781862546783^
Subscribe
Notify of
guest
0 Comments
Inline Feedbacks
View all comments